18.11.14

Sezen Aksu ve Basın (2013 dergiden)



BİR SEZEN AKSU GEÇMİŞİ , BASINLA BİRLİKTE 

Çağlar Yerlikaya      Sabah Gazetesi - Cumartesi Sabah     13.07.2013

Yıl 1997, yer İzmir Köprü durağındaki bir ev.  On dört yaşında zayıf  ve heyecandan yüzü sararmış bir oğlan çocuğu olarak, elimde sımsıkı tuttuğum kocaman bir dosya ile onun karşısındayım.  Daha okuma yazmayı öğrenmeden şarkılarını dinleyip hayran olduğum, onunla ilgili her şeyi biriktirdiğim kadınla ilk karşılaşmam bu.  O gün her şeyden habersiz,  büyük aşkla bağlı olduğum kadına biraz daha yakın olmak adına annesi ve babasıyla tanışmak için yola çıkmıştım. 



Elimde ailesiyle ilgili sadece “Sezen Aksu Sokağı” nda oturdukları bilgisi olduğundan, o sokakta yaşayan sakinlere sorarak bulmuştum doğru adresi. Kapıyı çaldığımda ve niyetimi belirttiğimde, babası Sami Bey büyük bir nezaket göstererek beni eve davet etti. Eve tam adımımı atarken, Sami Bey’in  “Sezen yarım saat sonra gidecek ama” cümlesi ile yaşadığım şokun üzerinden bir dakika geçmeden,  Sezen Aksu gelip bana sarılmıştı bile. 

Bir arkadaşını ziyaret etmek için kısa bir süreliğine İzmir’e gelmişlerdi.  Bütün vücudumun titrediğini fark eden Ahmet Utlu  bana sandalyeye oturmamı söylerken, annesi Şehriban Hanım da  Aksu’ya “çocuğa kolonya ve şeker tutsana” demişti. On altı yıldır buzlukta sakladığım o şekeri Aksu’nun elinden alırken,  “kesin rüya görüyorsun, boşuna sevinme” diyordum kendime. 

Ben biraz sakinleştikten sonra Sezen Aksu, eski dergi ve gazete kupürlerini bulabilmek için zamanımın çoğunu sahaflarda geçirerek oluşturduğum dosyanın kapağını açtı. Aksu dosyaya bakarken gülerek “oğlum ben kendimden bıktım, siz hala bıkmadınız mı” demişti... 
Bıkmak bir yana, yıllar içinde arabesk dinleyicisinden rock dinleyicisine, sağcısından solcusuna herkesin birleştiği belki de tek isim olan Sezen Aksu’yla aramızdaki bağ daha da güçlenmişti. Bu sihrin sebebini onun sözleriyle keşfetmek daha doğru olacağından, on yedi yıl önce onun imzaladığı dosyayı tekrar açmak ve  onun şarkılarıyla hayatı güzelleşen milyonlarca insan adına onun doğum gününü kutlamak istedim....İYİ Kİ DOĞDUN SEZEN!


DELİ SEZEN”

 (Ses Dergisi 1980 / Kendi kaleme aldığı hikayesinden)

Sevgisizliğe dayanamam ben, uykularım kaçar. Arkadaşlarım olsun, çalıştığım insanlar olsun, gazeteciler olsun, kim olursa olsun, sevilmemek kadar hiçbir şey acılandırmaz beni.


(Ses Dergisi 1980/ Kendi kaleme aldığı hikayesinden)
İlk kez bir evim oldu, Osmanbey’ de kapısını kendi anahtarımla açtığım bir küçük kutu. Bir televizyonum, bir telefonum, bir koltuk takımım, bir yatağım, satmak zorunda kaldığım çalışmayan bir Wosvos’um, bir de altın plağım vardı.




(Sabah Gazetesi 1990 / Röportaj: Aykut Işıklar)
Deli Sezen’di lakabım, evimizin duvarlarına ‘Deli Sezen’ diye yazıyorlardı. Hiçbir şey yapamazsam bayılma numarası yapıyordum. Ortaokulda beni haksız yere disipline verdiler. Protesto etmek için kafamı kazıtıp okula gittim.


(Milliyet Fiesta 1993 / Röportaj: Sinan Özedincik)

Biraz kaçığımdır. Bir gün bir şeye çok sinirlendim, sabah kalktım tek başıma Londra’ya uçtum. Akşam Londra’dan telefon açtım, “ben buradayım “ diye.



(Kim 1993 / Röportaj: Oya Özdilek)
İstediğim kadar cesur olamadım. Belki ileriki yıllarda sürprizler yapabilirim. Playboy’a çıplak poz verebilirim mesela! Biraz gecikmiş olarak!


(Milliyet - Fiesta 1993 / Röportaj: Sinan Özedincik)
Ben hayatın içinde olmak, yaşamın tadını çıkartmak 



Hakkında lezbiyen olduğuna dair çıkan dedikodulara neden cevap vermediğini açıklıyor... Tempo 1994 / Röportaj: Zeynep Ankara 
Böyle bir şeye cevap vermek, cinsel tercihlerinden dolayı birilerini yargılamak anlamına geliyor.  O yüzden sessiz kaldım, “ben lezbiyen değilim” demek çok ayıp geldi bana.



Yeni Yüzyıl Gazetesi 1996 Röportaj: Serpil Yılmaz
Bütün derdim “bu kadın ötekilerden başka” desinlerdi. Şükrediyorum; hala yaşını başını almış insanlar kelimelerde, süslemelerde, içine bakacağına... Ben kendimi imajlar dünyasına hapsetmedim.

Aktüel  1997 / Röportaj: Haşim Akman
Herkes size kraliçe derken aslında minicik bir nokta olduğunuzu bilmek, bunu kabul etmek çok acı verici. Ben kendi kendime yutturamıyorum, kim yutturacak bana beni?


Hürriyet 1999 / Röportaj: Yener Süsoy
Namusumdan fedakarlık etmeyi hiçbir zaman düşünmedim Yener’ciğim. Ama allah korusun bir savaş zamanı, seferberlik koşullarında bana kırmızı şarap getiren askere ne yapacağımı asla bilemem.


AŞIK SEZEN

İlk evliliğinde, evlenme teklifi aldığında zaman neler hissetmiştin diye sorulduğunda ( Ses Dergisi 1980 / Röportaj: Gülden Yıldız )
O zamanlar bir koca bulup evlenmeyi hayattaki en önemli ideal ve marifet sandığımdan müthiş gururlanmıştım. “Aferin sana kız, adamı nikah masasına  götürüyorsun” diye...


Ses Dergisi 1980 / Röportaj: Gülden Yıldız

Beğendiğim erkek tipi esmer, uzun boylu, çirkince ve de güzel ayaklı. Ancak fizik olarak bu özellikleri taşıyor diye kimseyle beraber olmam. Not’r  Dame’ın kamburuna bile aşık olabilirim, yeter ki kendi ölçüleri içinde erdemli olsun.

Sabah Gazetesi 1990 / Röportaj: Aykut Işıklar
Mesela eşimden ayrıldım diyelim, onunla bir daha görüşmemeyi aklım almıyor. O ilişkiyi belirleyen sadece cinsellik ve kadın erkek meselesiyse, bunu küçültücü buluyorum.

Sabah Gazetesi 1990 / Röportaj: Aykut Işıklar
Ben duyguları ile yaşayan hafif maraz kronik romantiğim.


Amica 2000 / Röportaj: Şebnem İyinam

Ahmet...Benim Rüzgarlı Tepelerim. Bir gün 

Ahmet Utlu’yu kıskanması üzerine... Kim 1993 / Röportaj: Oya Özdilek

Gerçek şu ki, çok fena kıskanıyorum, ne yapayım! Bazen paranoyam tutuyor herhalde, olmadık bir şeyi var sanıyorum. Mesela hoş bir kadın varsa bulunduğumuz mekanda, ya beğenirse? Bitiyorum! Televizyonda bile mesela, güzel bir kadına bakınca fena oluyorum.

Ahmet Utlu’yla boşanmasının ardından Sabah Gazetesi 1997 Röportaj: Şengül Balıksırtı)
Aşk bitmeden de, aşkı korumak adına alınan bir karar bu. Ben arkadaşlarım da dahil kimseden ayrılmadım. Dolayısıyla Ahmet’in de hayatımdan çıkıp gitmesi de söz konusu değil. O çok özel bir insan.


Mimoza  1997 / Röportaj: Seda Kaya GülerHer gün biriyle adım söyleniyor ama ben tek başıma zorluk içindeyim. Okan Bayülgen’le de çıktı. Okan’a da söyledim, 


Sezen Aksu’nun elde edemediği erkek oldu mu sorusu üzerine... Options 1998 / Röportaj: İpek Durkal
Oldu tabii. Çabaladım ve reddedildim. O noktada çok yoğun bir aşk olmadığı için ben onun da tadını çıkardım ve eğlendim. Hala görüşüyoruz ve o günlerin dalgasını geçiyoruz. Ona “salak olarak tarihe geçeceksin” diyorum.


SANATÇILAR HAKKINDA

Geçenlerde Tarık Akan sizin için “Mikrofon boylu” şarkıcı demiş. Bu konuda neler söylersiniz? diye sorulunca Ses Dergisi 1980 / Röportaj: Gülden Yıldız )
Tarık Akan’ın söylediği lafa bak sen. “Şeytanın işi olmayınca kuyruğunu tartarmış”. O da benim boyuma taktı herhalde. Bence mahsuru yok. Ben daha neler duyuyorum.

Kadınca 1987 / Röportaj: Ahmet Kökçü
Şu andan itibaren gözüm üstünde Madonna’nın. O mayo mu giydi, ben donla çıkarım. Hadi bakalım  görelim, kim kimi taklit ediyor.


Kim 1993 / Röportaj: Oya Özdilek

Sertab dünya çapında bir şarkıcı, birinci sınıf, onun benden öğreneceği şeyler farklı, ama benim de ondan öğreneceğim bir sürü şey var.

 Tempo 1994 / Röportaj: Zeynep Ankara 
Nükhet’in yorumcu olarak çok farklı bir derinliği var. Nilüfer’i çok beğeniyorum. Bazen tüylerim diken diken olmaktan çıkıp saçlarım kalkıyor. Kendime en yakın hissettiğim Kayahan. O benden de deli. Kendine işkence ediyor, odalara kapanıp mahkum hayatı sürerek.

Hülya Avşar’a gösterilen düşmanca tavırları göğüslemek durumunda kalmamanızı neye borçlusunuz? sorusu üzerine  Amica 2000 Röportaj: Şebnem İyinam)

Bence Hülya gerçek özelliklerini göstermekte geciktiği için yoruldu. Gelecek on yıl onun en güzel yılları olacak. Beni de çok tırmaladılar, tırmalanmayan insan yok.

Yeni Yüzyıl Gazetesi 1966 / Röportaj: Serpil Yılmaz
Ümmü Gülsüm’den sonra Paris’e gelen olağanüstü ses demişler. Ben de ona “sen lahmacun dükkanı açmaya devam et, oranın en üst müzisyenleri senden ne kadar etkilendiklerini anlatıyorlar” dedim. 


POLİTİKA

Ses Dergisi 1980 / Röportaj: Gülden Yıldız Politika ile dolaysız  olarak hiçbir alanda ilişkim yok. Zamanı geldikçe oyumu kullanıyorum, nereye kullandığım kişiye özel konudur.

Boğaz’da üçüncü köprü yapılırsa ne yapılacağı sorusu üzerine... Amica 2000 / Röportaj: Şebnem İyinam O köprünün inşaatına başladıkları gün, eğer ben de taşların üstüne yatıp “Beni çiğnemeden bu inşaata başlayamazsınız” demezsem, benim de adım Sezen değil.

Cumartesi Annleri ile ilgili toplumun neden duyarsız olduğunun ve devletin kayıpları neden bulmadığının sorulması üzerine... Aktüel 1996
Bir çırpıda 37 kişiyi yakabildiler. Toplum ne sağır ne duyarsız. Korkuyor...Meclisin 

içinde koruyucu haklarımız yok. Devlet neden kayıpları bulmuyor derseniz, devletin bir kaybı mı var?


ANNELİK

Kadınca 1991 / Röportaj: Filiz Koçali
Doğurduğum için değil, kişiliği için seviyorum.  Mithat Can daha çok resme yatkın. Kulağı falan çok iyi ama ilgili değil. Piyano hocasını çıldırttı, bir baktım Batman oynuyorlar, kız sonunda ağlaya ağlaya gitti. 

Sabah Gazetesi 1990 / Röportaj: Aykut Işıklar
Benim için iki dönem var, M.Ö., M.S. gibi... Yani Mithat Can’dan önceki yıllarım ve ondan sonraki yıllarım. Doğurmuş olanlardan biri olduğum için kendimi şanslı sayıyorum. Mithat Can’ın bir yönetmen, bir sanatçı, müzisyen olmasını isterim.


Hürriyet 1996 / Röportaj: Lale Barçım İmer
Mesela okulda saçını keseceksin diyorlar Mithat Can’a. “Git oğlum saçını uzatacağını söyle” diyorum

ONNO TUNÇ

Kadınca 1986 / Röportaj: Hızır Tüzel
Onno bana göre çok yakışıklı mesela. Estetiği belirleyen sadece biçim değildir ki, Onno’ya baktığım zaman onun derinliğini, zenginliğini, sanatçı kişiliğini birlikte görüyorum.

Kadınca 1991 / Röportaj: Filiz Koçali
Onno’yla çok şiddetli ve çok eğlenceli bir ilişkimiz vardı. On beş günde bir ben gidip onun evini imha ediyordum dozerle. Biz dokuz sene geçirdik böyle, kan gövdeyi götürerek.

Onno’yla şimdi gayet iyi dostuz. O sevgi çok yoğun biçimde hayatım boyunca sürecek. Çok seviyorum, canım gibi.

Milliyet 1996 / Röportaj: Nilgün Cerrahoğlu
Kendimi acıya bıraktım. Yeşil bir koltukta oturdum. On yedi gün sonra Meral “sen yıkan artık” dedi. Çok utandım, suyu severim halbuki. Zaman kavramını yitirdim. Hızla şunu düşünüyordum yalnızca: Hayat bu kadar basit. Doğum ve ölüm.

UZAY HEPARI

 Tempo 1994 / Röportaj: Zeynep Ankara 
O hayatımın en sevgili insanlarından biriydi. Çok derin bir şey bırakarak gitti.  Ben o küçücük oğlan çocuğuna çok güveniyordum.

( Uzay Heparı’nın vefatı üzerine Oscar TV 1994 / Röportaj: Haluk Aktar
Uzay aileden birisi oldu. Oğlum kadar, kardeşim kadar, çok yakın bir aile dostum kadar bir bağ oluştu. Belki de o yüzden bu kadar sarsıcı geçti.

“ŞARKI SÖYLEMEK LAZIM AVAZ AVAZ”

TV’de 7 TV Dergisi / Yazı: Cengiz Semercioğlu
En iyi şarkılarımı hiç düşünmeden veririm. Sonra da onu geçmek için çok daha fazla çalışırım.

Kadınca 1991 / Röportaj: Filiz Koçali)
Geldiğim noktada popüler pazar anlamında başarı söz konusu, ama kendi içimdeki gerçek sesi daha bağırmadım. İz bırakmak istiyorum, yoksa niye kendimi yerden yere atayım. 

Tempo 1994 /Röportaj: Zeynep Ankara 
Bütün dünyaya şarkı söylemeden ölmeyeceğim

Sabah Gazetesi 1990 / Röportaj: Aykut Işıklar Aktif olarak şarkı söyleyemez ve sahneye çıkamaz hale geldiğimde, beste ve söz üretimini sürdürmeyi düşünüyorum. Eğer bunamazsam yaşamımın sonuna kadar hayatımı kazanabileceğimi düşünüyorum.

Options 1998 / Röportaj: İpek Durkal)
Şarkılarımın içinde argoya kaçabilecek sözler de var. Argo dili zenginleştiren ve hafife alınmayacak bir durum.  Türkülerimize baksanıza “Tombul tombul memeler kavuşmuyor düğmeler” i ben yazmadım ya.  “Ceviz oynamaya geldim odana”, odada nasıl ceviz oynanacağını herkes biliyor.

Oynama Şıkım Şıkıdım” ın Doğuşu ( Sabah Gazetesi 1994 / Röportaj:  Nuriye Akman
Bir gece Tarkan’ın yeni kasetini dinlemek üzere Sertab, Levent, Tarkan buraya geldiler. Sohbete başladık. Tarkan “bir tane çok hareketli, kolay takılan lokomotif bir şarkı olsa. Çıkmadı” dedi. Levent gitar çalıyordu, Sertab bir şeyler söylüyordu. Sonunda “buldum çocuklar” dedim. Sohbet ederken sabah dört buçuk gibi bu şarkı bitti. Aldı şarkıyı gitti Tarkan.

OLMAZ OLSUN CÜZDANIMDA MİLYONLAR”

Milliyet - Fiesta 1993 / Röportaj: Sinan Özedincik)
Yıllardır Müjde Ar bana parasal konularda yardımcı olur. Yirmi senenin sonunda Müjde sayesinde iki tane evim var. Bir gün geldi “sana ev aldım” dedi, kağıtları imzalamış. Ben kıyamet kopardım “nasıl ödeyeceğim” diye. İki evimin dışında hiçbir şeyim yok.  Seviyorum bu halimi. Çok sıkıntılı dönemlerim oldu, ama dert etmedim.


Elif Röportaj Kelebek Hürriyet 1997 / Dağdeviren Mesela bir Yeşilyurt konserimiz vardır bizim. Herkes çok memnundu ama ben iyi performans gösteremedim diye parayı iade ettirdim Mustafa’ya ( Oğuz). Mustafa’nın kafasında kalan son saçlar da öyle döküldü.


zerrin_ce 




Share
Bizi Takip Edin

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

.